Bugünlerde herkes her konuda her şeyi konuşuyor. Dışarıdan bakılınca her türlü özgürlük var sanılır. Oysa sadece küreselleşmecilerin söyledikleri olmakta, onların planları yürümektedir.
Ülkemizde kurulu elektrik santrali gücü yaklaşık 40500 MW civarındadır. Bu kurulu gücün en az yılda 200 milyar kWh elektrik üretmesi gerekiyor. Oysa bir yılda yaklaşık olarak 170 milyar kWh elektrik üretmektedir. Yani olması gerekenden en az yüzde 15 daha az elektrik üretilmektedir. Şebekedeki kayıp ve kaçaklar ise yüzde 20’nin üzerindedir. Demek ki istenirse şimdiki üretimden yaklaşık yüzde 30 daha fazla elektrik üretilip, arz edilebilecektir. Ama buna karşın hâlâ ‘elektriksiz kalacağız’ yalanıyla nükleer santraller kurulmaya çalışılıyor.

Diğer yandan fosil yakıtlara dayalı santrallerin planlaması da devam etmektedir. Oysa önümüzdeki günlerde bütün dünyada karbon vergisi gündeme gelecektir. Yani bu dünyanın kirletilmesinin bir bedeli vardır ve bu bedel, fosil yakıtlara konacak vergilerle karşılanacaktır. Ama hiç kuşkunuz olmasın, bu bedel de yine mazlum halklara ödetilmek istenecektir. Çünkü emperyalist ülkeler gerekli önlemleri şimdiden almaktadırlar. Ve her şey, anamalcılığın kitabına uygun bir şekilde gerçekleştirilmek istenecektir. Eğer dünya halkları bu konuda uyanık olmazsa, bu planlar küresel emperyalist sermayenin istediği şekilde uygulanacaktır.
Bugün ülkemizdeki sırf ekonomik su potansiyeli, ülkenin şimdiki elektrik üretiminin tamamını karşılayacak büyüklüktedir. Ve dünyanın en ucuz elektrik üretim yöntemi şimdilik su santralleridir.
Ama su akmakta, bizim karar vericilerimiz bakmaktadır.
Şu anda ekonomik su potansiyelinin ancak dörtte biri değerlendirilmektedir.
Su ile elektrik üretilecek olunsa, elektriğin 1 kWh’inin maliyeti yarım senttir. Ama buna karşın ithal fosil yakıtlara dayalı elektrik üretim modeli benimsenmektedir.
Çünkü suyun akması, yağmurun yağması için ihaleler açılmamakta, komisyonlar kurulmamakta, birileri keselerini dolduramamaktadır.
Oysa fosil yakıtlarda durum başkadır. Fosil yakıtların her aşamasında para dönmektedir.
Ülkemizin su potansiyeli bu şekilde değerlendirilmezken, rüzgar da aynı gazaba uğramaktadır. Çünkü rüzgarın esmesi için de herhangi bir ihale açılmasına, komisyonlar kurulmasına gerek yoktur.
Güneş olduğu sürece rüzgar da olacaktır. Rüzgar olduğu sürece elektrik üretimi gerçekleşecektir. Rüzgarın esmesi için hiçbir ihale açılmayacaktır. O bedava esmesine devam edecektir.
İşte rüzgarı ve suyu geçersiz kılan tam da bu özellikleridir.
Ülkemizin rüzgar potansiyelinin 80 bin MW’ın üzerinde olduğu biliniyor. Şimdiki kurulu gücün iki katına denk gelmektedir bu rakam. Oysa bugün itibariyle ülkemizdeki toplam kurulu rüzgar gücü 146.25 MW’tır. Yani 150 bile değil. İnşaatı devam eden projelerin toplam gücü 276.9 MW’tır. Sözleşmesi imzalanmış ve henüz inşaatına başlanmamış santrallerin toplam gücü 624.86 MW’tır. Kurulu, inşaat hailinde ve kurulacakların bugünkü toplam gücü 1048.01 MW’tır. Yani yaklaşık 1050 MW diyebiliriz.
Bu ülkede herkes bir şeyler söylüyor. Ama söylenenler suya ve rüzgara yazılıyor.
Su akıyor, rüzgar esiyor. Ortada hiçbir şey kalmıyor.
Oysa bugün emekten, bağımsızlıktan ve emperyalizme karşı ulusal çıkarlardan yana olanların elinde hiçbir zaman olmadığı kadar olanaklar bulunmaktadır. Bu olanakların birçoğunu karşı cephenin açıkları ve yalanları vermektedir. Bu yalanları ve oyunları onların sonlarını getirmek için kullanmak mümkündür. Yeter ki din, mezhep, ırk ayrımcılığı tuzaklarını etkisizleştirip, halkla bütünleşelim; halkı bütünleştirelim.