“Üniversiteler paralı olmalıdır.”
Amerikalı YÖK Başkanı.
Adamcağız yeni bir şey demedi; var olan ve olmakta olan budur.
Gelgelelim ki biz YÖK’ün başındaki ölümlünün lakırdısını büyük bir eksiklikle, mızırdanarak tartışıyoruz.
Okul…
Bu sözcük günümüzde bir insanın yaşamına kaç yaşında giriyor?
Beş ya da altı…
Her çocuk bu yaşlardan başlayarak devletin çalışanı olmaktadır.
Emekçidir.

Her aile çocuğunu beş ya da altı yaşındayken devletin eğitim programının çemberine teslim etmek zorundadır. Teslim alan ister özel, ister devlet okulu olsun…
Eğitim kurumları, çocuğu, devletin emrettiği tarzda yetiştirmekle yükümlüdür. “Müfredat” dedikleri şey bu bakımdan bir anayasa gibidir.
Ve çok üzgünüm, öğretmenlere bunu söylemek üzücü ama doğrusu şu ki, kapitalist Türkiye’de öğretmen, “müfredatın” pazarlamacısıdır. Çünkü örneğin ülkedeki öğretmen örgütünün eğitim müfredatının şekillenmesinde hiçbir söz hakkı ve payı yoktur.
***
İster kapitalist, ister dinci, ister sosyalist olsun, devletin bir eğitim gidişatına gereksinmesi vardır, çünkü devlet tercih ettiği ülke tipi, taraf olduğu dünya biçimi için yurttaşlar yetiştirmek zorundadır. Yoksa erkinin sürekliliği olmaz/olamaz. Salt düşünsel bakımdan olan seçimleri için değil, devlet yaşamsal gereksinmeleri bakımından da bir eğitim politikasına sahip olmak zorundadır. Mühendis, hekim, mimar, hukukçu, eğitmen, planlamacı ve aklınıza gelen cümle meslek bir devletin olmazsa olmazlarıdır.
Yaşamsal alanlarda yetişmiş insan eksiği olan ülkeler, bunları başka ülkelerden ve bedelini ödeyerek almaktadır.
***
Öğrencilik meslektir.
Öğrenci emekçidir.
Çünkü beş yaşında bir çocuk anaokulunda devletin yasalara girmiş ya da girmemiş yaşam kalıplarının, egemen önyargılarının (zihniyet); resmen desteklenen geleneklerinin vb. bir sürdürücüsü, yeniden üreticisi, koşullara göre yeniden biçimlendiricisi olmak için gününün bilmem kaç saatini okula vermek zorundadır.
“Ağaç yaşken eğilir” deyimi en çok bu durum için kullanılmaktadır.
Öğrencilik mesleği kademeler halinde yaklaşık otuz yaşımıza kadar sürmektedir.
***
O halde devlet, kendi gereksinmelerine göre yetiştirmek üzere ailenin elinde aldığı çocuğa, bu işe giriştiği andan başlayarak maaş ödemekle yükümlüdür.
Devlet kendi yaşamsal gereksinimleri, yaşatmak ve yaymak istediği dünya görüşü bakımından şekillendireceği çocuğu aileden alır almaz, o çocuğun sosyal sigortası, sağlık güvencesi başta olmak üzere bütün gereksinimlerini karşılamak zorundadır.
Salt bu da değil, eğitim kuruluşları her çocuğun yeteneklerini bilimsel ölçütlerle saptamalı, ona göre eğitim vermeli ve bu eğitimin sonunda çocuğun işsizlikle yüz yüze gelmeyeceğini garanti altına almalıdır.
Tersi savaş nedenidir.
Tersi savaş nedenidir, çünkü Sulukulelilerin sözleriyle söylersek bu, bir halkı kerizlemek/ keklemek/ dandik insan yerine koymaktır. Defalarca soymaktır.
Türkiye’de, 12 Eylül 1980’de gelen faşist askeri darbeden beri yapılan tam da budur.
O darbe biraz da bunun için yapılmıştır.
Ticaretin emrinde olan devlet halkı keriz yerine koymaktadır.
Devlet eskilerin deyimiyle zamirsiz (vicdansız) bir eğitim politikası izlemektedir ve sindirilmiş olan halk, savunmadan ötesini söylememektedir.
Devlet diyor ki bu üniversiteleri senin paranla kurdum, bu öğretim üyeleri maaşlarını senin verginden alıyor, ama sen gene de okula para öde.
Sonra, sonra hiç olmazsa çocuğumun iş bulma güvencesi var mı?
Daha neler… İşsiz kalırsa çocuğun, bu devletin değil, senin derdin.
Demek ki bir yerden ödün verince devlete ve tüccarlarına her yerden istiyorlar ve istediklerini almak için, yasaları, polisi, orduyu kullanıyorlar, çünkü zamirsizler.
YÖK başkanı bu gerçeği söylemekten başka bir şey yapmadı, çünkü görevlerinden bir budur.
***
Paralı eğitime karşı çıkmak yeterli değildir. Olamaz…
Çünkü bizim konuşacağımız şey, bir ülkenin çocuklarının daha beş/ altı yaşından başlayarak devlet “müfredatının” müşterisi olup olmaması değildir. Gündeme getirmemiz gereken devletin veya desteklediği eğitim kurumlarının çocuğa ve gençliğe hangi olanakları sunacaklarıdır.
“Olmayacak şeyler” dediğinizi duyar gibiyim.
Buna “olmayacak şey” diyorsanız, o zaman derim ki boşuna uğraşmayın; paralı eğitim bu ülkeye gelmiştir ve siz çocuklarınızı, eğitimi bittikten sonra işsiz kalmak üzere paranızın yettiği bir okula göndermeye zorunlusunuz.
***
Mesele bitmedi. Örneğin “ eğitimde fırsat eşitliği,” “herkese eşit eğitim” gibi lakırdılardan bezginlik geldi. Bunlar sevimli ve korkunç, bunlar lezzetli ve iğrenç yalanlardır. Kapitalizmde bunlar olamaz.
Düşünün.
Barış üstünüzde olsun

kaynak: www.evrensel.net